Mayıs 2010 için Arşiv

FARS KÖRFEZİ KAYNIYOR MU?

Pazartesi, 31 Mayıs 2010

İRAN-İngilizce yayın yapan İran haber kanalı Press Tv’nin verdiği haberde, dünyanın en önemli enerji yollarının güvenliği üzerine endişelerin arttığı bir zamanda bir Amerikan nükleer denizaltısının İran deniz kuvvetleri tarafından tespit edildiği belirtildi.

Press Tv haberinde bir İran askeri devriyesinin, stratejik Hürmüz Boğazında nükleer silah kapasiteli ABD denizaltısının görüldüğü kaydedildi.

ABD’li yetkililerden konu ile ilgili henüz bir değerlendirme yapılmadı.

Fars Körfezine komşu olan ülkelerde üretilen petrolün yüzde 90’ı Hürmüz Boğazı üzerinden tankerlerle Asya, Amerika ve batı Avrupa ülkelerine ihraç edilmektedir.

Şu anda Fars körfezi sularında ABD’nin 48 lojistik ve 18 savaş gemisinin yanı sıra USS-Eisenhower uçak gemisi de bulunmaktadır.

Uzmanlar, bu kadar dar bir koridorda bu kadar savaş gemisinin yanı sıra, nükleer kapasiteli deniz altının da gitmesi, büyük bir çevre felaketi için büyük bir risk olduğunu vurguluyor.

2009 yılında ABD Deniz Kuvvetleri Los Angeles sınıfı nükleer denizaltısının San Antonio sınıfı amfibi ile çarpışması sonucu 25 bin galon mazot deniz sularına dökülmüştü

İSRAİL BM NİN ÇAĞRISINI REDDETTİ

Pazartesi, 31 Mayıs 2010

İsrail, BM’nin nükleer programına açıklık getirme çağrısını reddederek,
çağrıyı “yeminli düşman İran’ın tehditlerini görmezden gelen ikiyüzlü”
çağrı olarak tanımladı.

İsrail hükümeti, BM’de düzenlenen
Nükleer silahların yayılmasının önlenmesi Anlaşmasını (NPT) konferans
sonunda açıklanan deklarasyona sert tepki gösterdi.

Deklerasyonda,
Arap ülkelerinin istemi üzerine, Ortadoğu’nun nükleer ve kitle imha
silahlarından arındırılması için 2012 yılında bölge konferansı
yapılması, isim verilerek bölgede tek nükleer silahlara sahip olan
İsrail’in nükleer programına açıklık getirmesi çağrısı yer aldı.

İsrail
hükümeti, dün akşam yaptığı sert bir açıklamayla, çağrıyı “ikiyüzlü”
olarak nitelendirerek reddetti. İsrail hükümetinin açıklamasında, “Karar
derinden kusurlu ve ikiyüzlüdür; Ortadoğu gerçekliği ile tüm bölge ve
dünyanın karşı karşıya olduğu tehditleri görmezden geliyor” denildi.

Ortadoğu’da
tek nükleer sahibi olan İsrail, nükleer silahların varlığını kabul
etmediği gibi inkar da etmiyor. İsrail, BM’nin NPT konferansında alınan
kararı önlemek için ABD ve diğer batılı ülkeler nezdinde girişimlerde
bulunmuş ancak başarılı olamamıştı.

BİNLERCE İNGİLİZ BAYAN MÜSLÜMAN OLDU

Pazartesi, 31 Mayıs 2010

İngiltere’de 2001 yılında
yapılan nüfus sayımlarında 3000 kişinin İslam’ı kabul ettiği ortaya
çıkarken, bugün bu sayının neredeyse 20 kat daha artıp 50 bini aştığı
ifade edildi. İslam’ı din olarak kabul edenlerin birçoğunun 20-30
yaşları arasındaki üniversiteli bayanlardan oluştuğu ifade edildi.
İslami derneklerin sosyal faaliyetlerinin, gayrimüslimleri İslam dinine
çekmekte etkili olduğu kaydedildi.

The Times gazetesi şöyle
yazdı: “İngiltere’de İslam’a girenlerin sayısının giderek arttığı bir
dönemde kiliseye gidip haftalık ibadetlerini yapanların oranının yüzde
iki oranında azaldığı gözlemlendi. Regent’s Park Mahallesi’ndeki merkezi
Londra Camisinde namaz kılan bayanlar, İslam’a girip kelime-i şehadet
getiren yeni Müslümanların üçte ikisini oluşturuyor. Çoğunun yaşı ise
otuzu aşmıyor.

2001 yılında İngiltere’de yapılan nüfus
sayımlarında dinlerini değiştirenlerin oranını gösteren istatistiklere
göre 3000 kişi Müslüman olmuş. Swansea Üniversitesi’nde Göç Politikaları
Araştırma Merkezi’nden Kevin Price bu rakamın bugün elli bine
ulaştığını ve büyük kısmını da bayanların oluşturduğunu açıkladı.

Bu
verilerin dayandığı temel analizler, ülkede İslam’a girenlerin büyük
kısmını yaşları 20-30 arasında değişen üniversite eğitimi almış ya da
almakta olan genç bayanların oluşturduğunu gösteriyor.”

Bir
İslam öyküsü

Bradford’dan Joan Bailey isimli 30 yaşındaki
avukat, İngiltere’de İslam’a girenlerden sadece biri. Yorkshire’in
güneyinde bir bölgede iyi halli bir işçi sınıfı ailenin kızıydı. Bir gün
İslam’a gireceği kimsenin aklına gelmiyordu. Bailey İslam’a girme
öyküsünü şöyle anlatıyor: “Hukuk bürosunda kaptığım ilk işti. Öğlen
vakti Müslüman bir arkadaşla kahvemi yudumlayıp dava konusunu ele
alırken arkadaşım boynumdaki altından haç işaretini fark etti ve İsa’yı
(as) ilah olarak kabul edip etmediğimi sordu. Bense bu haç işaretini
dini gerekçeden ziyade modaya uymak için takıyordum. Bu nedenle İsa’nın
(as) ilah olduğuna inanmadığımı söyledim. Sonra bana kendi dininden
bahsetti. Başlangıçta arkadaşımın sözlerini önemsemedim. Ancak
söyledikleri aklımda yer etti. Aradan birkaç gün geçtikten sonra kendimi
internetten bir Kur’an-ı Kerim talep eder buldum. Daha sonra gücümü
toplayıp Leeds şehrinde Yeni Müslümanlar Derneği’nin bayanlar için
düzenlediği bir sosyal etkinliğine katıldım. Derneğin kapısının önünde
durup kendime şöyle sordum: “Gökyüzü hakkı için burada ne yapıyorsun?
Buradaki
kadınların baştan tırnağa kapalı giysiler giydiklerini hayal ederekten
yine kendi kendime sordum: 25 yaşında sarışın bir İngiliz kızını bu
insanlarla bir araya getiren şey nedir?

İçeri girdiğimde her
zaman duyduğumuz basmakalıp “ezilmiş Müslüman kadın”, “ezilmiş eş”i
temsil eden kişilerle değil aksine her biri doktor, öğretmen, psikolog;
kültürlü, aydın kadınlarla karşılaştım. Onlardaki huzur ve sakinlik beni
çok şaşırttı. İşte bu bayanlarla buluşmam, beni İslam’a girme konusunda
okuduğum tüm kitaplardan çok daha fazla ikna etti.

Aradan dört
yıl geçtikten sonra; 2008 yılının Mart ayında bir arkadaşın evinde
kelime-i şehadet getirdim.

Birçok insanın düşündügünün aksine
İslam bana zulmetmemiştir. Şu anda her zamankinden çok daha fazla huzur
içindeyim ve bana nasip olan bu nimetten ötürü şükranlarımı sunarım.